|
"Mirac..." Bunu hepimiz duyduk... ama çoğumuz ne olduğunu tam anlamıyla bilmeyiz. Biz geçmişteki görüntüleri video ile tekrar izleyebiliyoruz. Peygamber (sav) Mirac gecesi Yaradanın... ALLAH (c.c)'ın huzuruna kadar çıkartıldı. O'na (sav) kıyamete dek gelecekte neler olacağı gösterildi! Geri döndüğünde, ashabına (*Ashab: Etrafında yaşayan diğer Müslüman'lara) elinden geldiği kadar anlaşılır şekilde geleckten bahsetti ve nelerin olacağı hakkında bazı bilgiler verdi. Bugün alimlerin çoğunun ittifak ettikleri bir konuyu örnek verebilirim. "Deccal, fitne, Ahirzaman (*Gelecek zaman)" hadislerinde (*Hadis: Peygamber'in ashabına anlattıklarının, onlarla konuştuklarının, onun yaşamı sırasında ashabı tarafından not edilerek vefatından sonra anlatılması) şöyle bir konuyu anlatmıştır: "O, büyük bir fitne (*Ayrılık) oluşturur. Onun bir gözü çıkık ve uzundur. Bir anda dünyanın öbür ucuna ulaşır" Bu konuda Peygamber'in (sav) ashabına, bundan 1500 sene önce "Kamera"yı anlattığına dair... Burada örnek verilebilecek, Peygamber'in anlatmış olduğu ve gerçekleşmiş olan çok fazla hadis vardır; fakat İsrail'in vahşi tarihe dair görülmemiş katliamına dair çok önemli bir konuda Peygamber'den (sav) nakledilmiş olan... Bu iki hadisi dikkatle okumanızı istiyorum:
"Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Resulullah aleyhissalatu vesselam: "Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) Yeryüzünde hiçbir çiçek ekildiği gibi açmamış, hiçbir ağaç dikildiğinin ertesi günü meyve vermemiştir. Sistem böyle yaratılmış. Korkarım ki... gelecekte, çok uzak olmayan bir zamanda bu hadislerin oluşmasının yolunu açan kin ve nefret tohumları israil uçaklarından ve tanklarından, tüfeklerinden dünyaya serpiliyor. Ben bir bilgisayar yük. mühendisiyim; uzmanlık konum yazılım. İşim gereği herşeyde ihtimalleri didik didik eder, hatanın hangi satırda olduğunu bulmaya çalışır, yeni bir komutun ne yapması gerektiğini düşünerek yazarken, nelere malolabileceğini de iyi düşünmek zorundayım. Bugün Filistin'de yaşananlara baktığımda aklıma sadece bu geliyor. Bir de bunlar: Bugünkü hali ile, sözde ALLAH (c.c)'ın gönderdiği iddia edilen, günümüzde tüm yahudilerin okudukları kitapları, tahribe uğramış Tevrat'ta: "HEZEKIEL BAB 9" bölümünde yazan AYET 5-6, Sayfa 794: "İhtiyarı, genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun! Bir de... Ehud Barak 2001'de şöyle bir beyanda bulunmuştu: “Binlerce Filistinli ölürse sorun çözülür”
Peki ALLAH (c.c) neden yardım etmiyor? Hani O, bizlere yardım edecekti? Noldu? Kaderimiz neden değişmiyor? Dedim ya... "Ben programcıyım." Program yazarken önce ölçüleri, değerleri belirlemeniz gerekir. Aslında her insan birer programcıdır. İnsan ise aslında bir tek gerçek değere inanır. Gördüğüne, hissettiğine ve aslında tekbir şeyi bilir "If" yani Türkçesi "eğer" dir. Bu da... program mantığının ta kendisidir. Her insan, aklına koyduğu bir amacı hakkında, akşam yatağa girdiğinde ertesi gün için programını yazar. "Eğer yarın şu olursa = "bunu yap" olmazsa = "şunu yap" eğer o olur, şu olmazsa = "şunu yap" İşte gerçek program da bu şekilde yazılır. Burada ortak olan nokta hep aynıdır. "Eğer". Yani hiçbir şeyden emin değiliz aslında. Bildiğimiz tek şey: "eğer" dir. Yani... "olursa..." Bu bakış açısıyla, bir programcı gözüyle, kaderi biraz açıklamaya çalışırsak, "insanın neyi seçtiğinde sonucunun ne olacağıdır. Burada insan seçimini yaparken kendisine serbest irade sahibi olarak hak tanınmıştır. Ama neyi seçeceği de aslında bilinmekte ve daha önceden, aşağıda belirteceğim üzere yazılmış olmasına rağmen, bu seçimlerinin arasında, yaptığı iyilik ve güzel şeyler ve duaları sayesinde, önüne, ona daha faydalı seçenekler çıkaverir. Bu da "Kaderinin kendi iyilikleri ve dualarıyla veya sapkınlıkları ve aşırılıklarıyla değişmesi, daha doğrusu kendi ettikleriyle değiştirilmesidir." Aslında insanın yapacağı iyilikler, dualar gibi, ALLAH(c.c)'a göndereceği isteklerle veyahut, hayatındaki sapık amller ve aşırılıklarla kendi kaderini iyiye veya kötüye değiştirme imkanının olduğu ve hatta olmuşlardan örnekler, Kuran ve hadislerde birçok kez belirtilmiştir. Ama... hangimizin, hangi saniye, hangi yerde, neyi seçeceği de ALLAH (c.c) tarafından bilinerek, "LEHVİ MAHVUZ" adlı bir kitabta (*ismen kitap denilmekte, sonuçta veri, bilgi) yazılmış olup, kıyamet sonrası ALLAH(c.c) meleklere "Açın kitabı! bakın bakalım bir değişiklik varmı?" diyerek soracak. Tüm melekler şahit olacaklar ki... orada yazılanlarla, sıfırdan - kıyamete dek olanlar arasında zerre kadar bir fark görülmeyecek! Şüphe yok ki zaten! Müslüman olmanın bir anlamı da bu değilmi? Peki... ALLAH (c.c) haksızlık yaparmı? O zaman şunu da iyice bir düşünmek gerektiğine ve ALLAH (c.c) eğer bugün bizlere O, beklediğimiz gücü verirse... haksızlık yapmış olacağına inanıyorum. Neden mi? ALLAH (c.c) aşkına! Bir düşünelim! Biz bunu gerçekten hak ediyormuyuz? Adilmiyiz?, dürüstmüyüz? "İşte şahsiyet! İşte Müslüman!" denilecek, dedirttirecek şekilde yaşıyormuyuz? Aslında O'nların, o yavrularımın, o kardeşlerimin şu anda nerede olduklarını görebilsek, sanırım herkes ilk uçakla Gazze'ye gidip orada düşen bombaların altına koşuşurduk. ALLAH (c.c) hiç haksızlık yaparmı..? Ama insanız. Ağlıyorum, çünkü ölen bebeleri, çocukları her gördüğümde çocuklarımı o halde düşününce duramıyorum. Peygamber (sav)'de oğlu İbrahim (ra) vefat ettiğinde gözünden yaşlar damlarken kafasını kaldırıp "Yarabbi merhametimden ağlıyorum" dememişmiydi... Nemutlu enazından ağlayabilenlere... Hem zaten, eğer "ALLAH (c.c) haksızlık yapmaz" ölçüsünde hemfikirsek... ozaman bu olanların da ALLAH (c.c)'ın rahmetinden olduğunu, O mazlumların hakettikleri sonsuz nimetlerle donatılmış cennetlere girdiklerini, aynı zamanda da biz ve tüm insanlığın bununla imtahan edildiğimizi anlamamız gerekmektedir. Aksi taktirde ALLAH (c.c) zaten bizi hoppala cennete koyacaksa, bu dünyaya gönderip çalışmak zorunda kalıp, hastalanarak, zahmetlerde, üzülmelerde bulunarak yaşamamız haksızlık olmazmıydı? Ölüm nedir ki? İslam ölümü reddeder! İslam'da ölüm ile adlandırılan yok olmak yoktur! Ölüm, bu satırları okuyan o gözlerin arkasındaki sen'in, artık o, arkasında olduğun gözlerin bulunduğu vücudunun çalışmaması. Kalbinin atmamasıyla klinik ölüm olmuş, artık vakit dolmuş, insanlara seslenemez, onlara "Heeey! Ben buradayım sizi duyuyorum" diyemeyişindir. Aslında sen onları görüyor, işityor, ama onlara varlığını hissettiremiyorsun. Bir de, artık vakit dolmuş olduğundan, sana daha fazla iyilik veya kötülük yapabilmen için imkan, seçenek ve zaman yoktur. Sonra gömülürüz. Tekrar toprak oluruz. Ama o gözün arkasındaki biz, sonra sorguya çekilecek ve ne yaptıysak onunla hesaba çekilip ya ödüllendirileceğiz veya cezalandırılacağız. Hep sorarız kendimize "Ne zaman?" Zaman varmı ki..? Karanlık bir odada birkaç gün kalsak, ışık olmasa, "saat kaç?" bilebilirmiyiz zamanı? Kesinlikle Hayır! Zaman sanaldır. Sana bana var. Tıpkı bu satırların okunduğu ekranın düğmesine basarak kapatıldığında, ekrandakilerin kararması gibi... Aydınlığa göre hesap yapar, güneşle ayları, yılları sayarız. Ya bunlar olmasaydı 1 gün nekadardı? Sıfırdan (*Doğduğumuz günden) - Ölümümüze nekadar? Ne zaman öleceğiz? Bilen varmı? Bugün? Yarın? 30 sene sonra? Peki ya sonrası..? Kendiminkinden emin değilim. Ama Filistin'de ölenlerin sonrasından eminim. Peygamber (sav)'in doğru söylediğine de eminim. Kendimi bunlarla avuturken yahudilerden masum olan çocuk ve kadınlarının da kendi kavimlerinin ektikleri bombalardan oluşan kin ve nefret tohumlarıyla dünyanın birçok yerinde, sokaklarda Filistin'deki kardeşlerimiz gibi, canice katledilebileceklerinden korkuyorum. Bir Müslüman olarak, ALLAH (c.c)'ın emrettiği şekil ve çizgide düşündüğümde, katledilen masum, Filistinli de olsa, Yahudi'de olsa karşıyım! Vahşet eden ve vahşeti destekleyen bizden değildir! Peygamber (sav) bir yahudinin mezarından geçtiği esnada ağlarken ona, "neden ağlarsınız ya ALLAH(c.c)'ın resulü? O zaten bir yahudi değilmi?" diye soran sahabeye, "Benim mesajım ona ulaşamadan, Müslüman olma şerefine sahip olamadan öldüğü için ağlarım." demedimi? Sanırım aşağıdaki şu olay tüm bu yazımda anlatmak istediğim mesaj için iyi bir örnek: Bir coğrafya öğretmeni olan zat Pazar günü tam kahvesini yudumlamak üzere, eline aldığı gazetesiyle koltuğuna keyifle oturmuştu ki... oğlu yanına gelir ve, "Baba hani Pazar günü seni sinemaya götürürüm demiştin?". Adam verdiği bu sözü unutmuş, ama o keyifli saatinden de pek vazgeçmeye niyeti yok ki... "Bari biraz zaman kazanayım" diye düşünerek oğluna döner. Önünde duran gazetenin ona dönük sayfasında karmaşık bir dünya haritası vardır. O sayfayı alır, toplaması güç şekilde yırtar, karıştırır ve oğluna uzatarak... "Bakalım coğrafyanı nekadar ilerlettin? Bu sayfadaki haritayı birleştirdiğinde gideriz" diyerek uzatır. En az 1-2 saat için keyfinden emin adam, henüz daha kahvesini bitirememişken, oğlan koşarak yanına gelir. "Baba! Bitirdim! hadi gidelim!" Zaten coğrafya öğretmeni olan adam şaşırır! "Kendim bile okadar kısa sürede birleştiremeyeceğim şeyi nasıl bukadar hızlı yapabildin?" "Babacığım..! dünya haritasının arkasında bir insan resmi vardı; İnsanı düzeltince dünya da düzeldi".
ALLAH (c.c) haksızlık yapmaz! <% end if %>
|